Ekonomi'de 2019 özeti ve 2020 Beklentileri
2019, ülke ekonomisi için oldukça hareketli bir seneydi.
Türkiye içi siyasi gelişmeler, dış ilişkiler ve küresel ölçekteki ekonomik
hamleler Türkiye’de fiyatların seyrini belirleyen faktörler oldular.
Son 20 yıla bakıldığında 2019 yılında açıklanan enflasyon
oranlarının diğer senelere göre epey artış gösterdiğini bilmekteyiz. Türk
Lirası ve Dolar paritesindeki ani dalgalanmalar ÜFE’nin yüksek oluşunu açıklamakta ve üretim maliyetlerindeki artış her geçen gün tüketiciye yük
olmaya devam etmektedir. Doların Türk lirası karşısında hızla değer kazanması
ithal girdilerin azalmasına ve ihracatın artmasına yol açmıştır. Fakat ihracatın
artması ve Türk Lirasının değer kaybı sonucu artan turizm gelirleri, yüksek
enflasyonu yenme çabamıza karşılık verememiştir.
Memur, emekli ve asgari ücret çalışanlarının zam
oranları, enflasyon oranlarının altında kalmıştır ve bu durum 2020 senesi için iyi sinyaller vermemeye devam etmektedir. Enflasyonla birlikte artışa devam eden
işsizlik oranı %14 bandına dayanmış ve stagflasyon tartışmaları ekonomi
çevrelerinde gündem halini almıştır. Kanal İstanbul, yerli otomobil ve Doğu
Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri tartışmaları arasında 2020 yılına girecek
oluşumuz, ekonomideki dalgalanmaların devam edebileceğine dair ipuçlarını
önümüze seriyor. Ayrıca ABD’nin gümrük vergisi uygulamaları, ABD-Çin
ilişkileri, İngiltere’nin brexit inadı, ABD ve Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye
yaptırım paketleri, Türkiye ve Libya arasındaki Doğu Akdeniz anlaşması ve
ABD’de görülen Türkiye-İran ilişkilerine dair mahkemeler önümüzdeki yıllarda
ekonomimizi etkileyecek olan siyasi-ticari faktörler olarak masada beklemekte.
Bu bilgilerin ışığında vatandaşın gündemi hükümet
gündeminden uzaklaşmaktadır. Vatandaşın gündemi hayat pahalılığıyken hükümet,
yatırımlarını sanayi, teknoloji ve istihdam sağlayacak projelere yapmamakta ve
Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan projelerin faturası halka kesilmektedir.
Özellikle çevresel faktörler göz önüne alındığında sonuçlarının felaket olma
riskini taşıyan “Kanal İstanbul” için de Yap-İşlet-Devret Modelini uygulamaya
geçirmeye hazırlanan hükümet, geçiş garantileriyle vatandaşa milyarlarca liralık
ödeyemeyeceği bir fatura çıkartabilir. Türkiye’de yaşayan milyonlarca kişinin
açlık sınırının altında ücret alması, artan intihar vakaları, artan göçmen
nüfusunun ekonomik yükünün taşınamaması gibi problemlere çözüm olmayacak olan
bu türden projeler önceliğimiz olmamalıdır.
Türkiye’nin son 1 yılda büyüme hızının %2 bandına
düşmesi, 2020 yılının ilk çeyreğinde ekonomik daralmanın beklenmesi, TCMB’nin realite
dışı enflasyon tahminleri ve 2019 yılının yarısından itibaren sürekli olarak
düşürülen faiz oranlarıyla siyasi ve ticari göstergeler göz önüne alındığında halkımızın
kısa sürede bu gelir tuzağından kurtulması beklenmemektedir. Ayrıca demokratik reformlarla
altı doldurulmayan ekonomik girişimlerden uzak durulmalıdır. Son zamanlarda ekonomiye
güven endeksindeki sürekli düşüş yabancı yatırımcıları ülkemizden kaçırmakta ve
skandal sayılabilecek hukuk kararları bahsi geçen yatırımcılar tarafından takip
edilmektedir.
Sonuç olarak ekonomik kalkınma için yapıcı hukuk
reformları kaçınılmaz hale gelmiştir ve yabancı yatırımcıların bahsi geçen
reformlarda samimiyetimizi hissetmeleri gerekmektedir. Hükümetin ve bankaların
büyük şirketlerin kredi yapılandırma konusundaki teşviklerini vatandaşlara da
göstermesini beklemekteyiz. Ayrıca artık devlet tarafından açılan ihalelerin
daha şeffaf şekilde gerçekleştirilmesi de devlete olan güvenin artmasını
sağlayacaktır. Çılgın projelerden ziyade sistemli, planlı, sürdürülebilir ve
gerçeklerle örtüşen politikalara ihtiyacımız var.
Tugay Burgucu
27.12.2019
Çok bilgilendirici. Böyle bloggerların ülkemizde daha da artması dileğiyle...
YanıtlaSilKesinlikle katılıyorum. Herkesçe anlaşılabilir sürükleyici bir yazı olmuş. Devamının gelmesi dileğiyle..
YanıtlaSilBaşarı.
YanıtlaSil