Bu ne prova ya Rab?
Aslında bazı büyük düşünürler, filozoflar veya devlet
adamları yüzyıllardır anlattılar size birazdan söyleyeceklerimi. Herkes duyuyordur
bağırışmaları. Birileri kulak kesiliyor mudur bağırılanlara? Birazdan size
anlatacaklarım, olup bitene azıcık kulak kesilmemden sanırım. Bu yazı sana
seslenecek! Seninle konuşuyormuşum gibi düşün lütfen. Bakalım birlikte neler
hatırlayacağız?
Senin mutlu olman için kimler ne bedeller ödedi? Kimler canını
verdi senin için? Sen, geçmişte kahramanların sana bıraktığı kazanımların
hepsine ihanet ettin. Ekim Devrimi’nde, Amerikan bağımsızlık mücadelesinde,
Haiti’nin isyanında, Anadolu’nun haykırışında, kanlı savaşlarda birlikteydik. Özgürlüğünü
kazandın ama onu büyütmek yerine muhafaza etmeye çalıştın. Kim tahmin ederdi ki
senin dilsiz olacağını? Kim tahmin ederdi söylesene kazandığın özgürlüğünü
sadece korumaya çalışacağını. Evet sen dilsizsin; seni temsil etmeleri için seçtiğin
güçlülerin daha da güçlü olmasına ses çıkartamıyorsun. Sen seçmen kartsız, partisiz,
yasasız hiç kimsesin. Senin sahiplerinin sana söyleyemedikleri bu sözcükler.
En çok istediğin şey mutluluk değil mi? Senin yeter mi çapın
mutluluk istemeye? Senin tek istediğin ne biliyor musun? “Kendini sağlama almak”.
Senin yüzünden katiller katil oldu. Senin ateşin Madımak’ta , senin sesin
karısını öldüren her katilin kulağında. Sokaktaki köpeğe atılan her tekmede
senin de isabetin var. Sivilleri öldüren her bombanın pimi sensin paşam.
Üzgünüm ama sana bir haberim var. Dalga geçtiğin şarkıların,
dizilerin, filmlerin veya reklamların senin zevkine göre yapıldığından
habersizsin. 4 kavonaz bal 100 lira! Bizzat kendine güldürüldüğünün farkında
değil misin?
İkimiz de biliyoruz seni aslında. Ben seni kendimden
biliyorum. Azıcık saygınlığa ulaştığında bile kendini aşağılamıyor musun? İçten
içe kendini aşağılamak için bahane arıyorsun. Sana kendini aşağılaman öğretildi.
Halkın zevksizlikle aşağılanıyor, görmüyorsun.
Tek bildiğin kendini garantiye aldıktan sonra gerçek erdemli
insanlara “aferin” demek. Sokaktaki köpeğin üstünü örtene “aferin”, dünyayı
gezip yoksullara yardım eden hekimlere “aferin”, Afrika’da su kuyusu açanlara
da “aferin”. Böyle iyi mi paşam? Sana ne vereyim?
Sen çocukları ayırdın. Evlilik sonucu dünyaya gelen çocuklara
meşru, evlilik dışı dünyaya gelen çocuklara gayrimeşru dedin. Komşu ne der deyip
durdun. Sağ elimle mi yiyeyim? Solumla mı vurayım? Hangi yaş tahtaya basayım?
Kimin elini öpeyim? Kimlerin yanında bacak bacak üstüne atayım? Her şeyi
bilirsin sen. Bana sen öğrettin. Sana da başkası. Aslında sayamadıklarım bunun
çok fazlası.
Bu coğrafyaya hep şiddet, tecavüz ve kan hakim. Birbirimizi
kandırmayalım dostlar. Coğrafyanın hatrı sayılır kısmı tecavüz mağduru. Küçük
yaşta evlendirilenlerin, baba şiddetinden kaçıp evlenmek zorunda olanların
çocuklarıyız biz. Karın senden niye kaçıyor biliyor musun aslan parçası?
Karın
ona sevgi göstermediğin için kaçıyor senden. Alışkanlıklarından, asabiliğinden
acı çekiyor. Senden kaçıyor çünkü düşüncelerini cinselliğinden kurtaramıyorsun.
Banka reklamlarında bayramlarda kredi kovalayan adamsın sen.
Neden borçlu adam reklama konu olur düşündün mü yiğidim? Çünkü sen borçluluğa
alıştırılıyorsun.
Bir Ermeni, Yahudi veya bir Rum öldüğünde içten içe
seviniyorsun biliyorum. Kendine bunun kötü bir düşünce olduğunu tekrar
ediyorsun belki de. Ama nafile. Düşündün bir kere! Ölsün mü tüm Suriyeliler
savaşmıyorsa?
Sen hiç Suriyeli bir bebe aldın mı kucağına?
Sadece tüketmek istiyorsun sipsi kafalı kardeşim. Sorumsuzca,
düşüncesizce tüketmek. En iyi arabayı, evi, içkiyi tüketmek istiyorsun. Kaç kişinin
sırtına basman gerek umrunda değil. Yetinme duygunu elinden aldılar biliyorum.
Paylaşmayı sevmediğini de. Bunlara razıyım da “aferin” derken en önde koşman
niye? Korktuğun için bağırıyorsun. En aşağılık, en alçak sensin. Bunu
biliyorsun ve kendini bastırmak için bağırıyorsun.
Sen busun işte. Sadece önündeki yemekten kaşıklamayı
bilirsin. Yemek yapmayı bilmezsin. İşte bu yüzden iğrenç ofisinde, hesap
makinen ve dosyalarınla boğuşup duranlardansın. Çocuklardan nefret eden bir
öğretmen olabilirsin çok çalışırsan. Hatta itibarını hastalardan daha çok
düşünen bir doktor bile olabilirsin.
Bütün milli bayramlarda “yaşasın” diye haykıran ilk sen
oluyorsun. İplerini tutanlar bir yerleri bombalayınca da “yaşasın” diyen sen
oluyorsun. Partin seçim kazandığında “yaşasın” diye haykırıyorsun. İnsanlar
öldükçe özgürleşeceksin sanıyorsun. Aslında bulunduğun kuyudan arada kafanı
çıkarıp “yaşasın” demekten başka bir bok yapmıyorsun.
Bu dünyaya rastlantı sonucu geldin ve öldüğünde kimse seni
hatırlamayacak. Niye pasaportun var? Neden vize gerekli? Kimliğin, vergi levhan?
Ulusunun bölünmez bütünlüğü, yüksek çıkarları ve ulus onuru için vergi levhan
gerekliymiş. Yaşasın gücüne güç kattıklarının itibarı!
Sevgiyi ve bilgiyi yaşamak
için levhaya ve vizeye gerek yok dostum . Başvurular yaradana!
İlk ve tek şiirimle seni kapı dışarı ediyorum.
Var ki ne rahat bu yokuşta bir kargaşa!
Bir de yerden tüyme ufak bir eyfel topuklarında.
Gelmiyor elden bir şey
Bağırsan da!!
Burjuvanın tam ortasında!
Bugün terk ettim ki,
Benim düştüğüm bu nehre insanlık düşmüş
Sistemler ufak çelme ile hep yerlerde sürünmüş.
Ve bir gün! Soldan sağa değil, yukarıdan aşağıya dönecektir
dünya!
Bizlerin bu koca mezbahaya karşı refleksi bir avuç tütünmüş.
Bu günlerde kendimin hasmıyım Ahmet!
Geceleri çözülüyor acılarım.
Sabahları da hasretten prangalar bileklerimde.
Bu ne prova ya Rab?
Her gündüzüm aynı gece!
Her gecem iyimserce!
Tugay Burgucu
24.01.2020
Yorumlar
Yorum Gönder