Ekonomik Kriz Dönemlerinin Kadınlar Üzerindeki Etkisi (1772-2020)


Ekonomik Kriz Dönemlerinin Kadınlar Üzerindeki Etkisi

Kapitalist dünyada üretim şekilleri, üretim-tüketim ilişkisi, kıt kaynakları paylaştırma biçimimiz… vs. gelişen teknoloji ile birlikte ivmeli olarak sürekli değişmekte ve gün geçtikçe kapitalist sistemin yarattığı sorunlar ile mücadele etmekteyiz.
Sistemin tıkandığı ve açmaza girdiği zamanları ekonomik krizler olarak adlandırırsak, bu açmazlar esnasında ve sonrasında kadınların hayatında -başta sosyoekonomik etkiler olmak üzere- gelişen değişiklikleri kronolojik olarak aktaracağım.

1772 Kredi Krizi

Coğrafi keşiflerin bir sonucu olarak Britanya İmparatorluğu 18.yy’da öylesine zenginleşmişti ki bankaların kasaları dolup taşmaktaydı. Özellikle Hindistan’dan getirilen mallar ve hammaddeler bu servet artışının sebebi olmuştu. Bu servet artışı bankaların kredi konusunda cömert davranmasına sebep olmuştu. British East India Company (İngiliz Doğu Hindistan Şirketi) hisselerinin 1769 yılında biranda çakılmasından sonra büyük bir kriz patlak vermişti. Banka sahipleri firar ediyor, dedikodular yayıldıkça insanlar bankalardaki paralarını almaya çalışıyordu. İngiliz ekonomisinde ağır hasara yol açan bu durum diğer Avrupa ülkelerine de yayılmıştı ve büyük bir panik hali vardı.
Amerika’daki İngiliz kolonilerine de sıçrayan bu panik hali daha sonrasında Amerikan Devrimi’ne sebep olacaktı. 1776 yılına gelindiğinde ise Amerika’nın New Jersey eyaletinde kadınlar ilk seçme hakkını elde edecekti.

1929 Büyük Buhran

1929 yılında Wall Street Borsası’nın çökmesiyle başlayan kriz neredeyse 10 yıl boyunca sürdü ve sanayi ülkelerinde üretim neredeyse durma noktasına geldi. Milyonlarca insan işsiz kalmıştı ve ABD’de işsizlik %25 seviyesini görmüştü. Fakat bu işsizlik oranına rağmen kadın istihdam oranı artmaktaydı. 1930 yılından 1940 yılına kadar ABD’de çalışan kadınların oranı
%24 oranında artmıştı. Aile içinde erkeklerin işsiz kalması kadınları iş bulmaya yöneltmişti ve hizmetçilik, büro işleri gibi işlere yönelen kadınlar kadın istihdamını arttırıyordu. Aynı yıllarda evlilik oranındaki %22’lik düşüş bekar kadınlarında ekonomik kaygılar çektiğinin kanıtı olabilir.
Kadının iş gücüne katılım oranının artması başka sorunları beraberinde getirmekteydi. Kadınların daha düşük ücretlerle çalıştırılması, sosyal güvencelerinin olmayışı sorunların başında gelmekteydi. O dönemde kadınlar politikada çok az yer alabildiği için bu sorunlar gündeme gelmiyordu. Aynı dönemde ise siyahi kadınlar diğer kadınlara oranla daha çok işsiz kalmışlardır. Buna sebep olan siyahi kadınların düşük ücrete yaptıkları işlere artık beyaz kadınların da talip olmasıdır.

1973 Petrol Krizi

Dünyada otomobil sektörü hızla gelişmekteydi. Özellikle ABD markalarının ürettikleri araçların motor hacmi cok büyüktü ve ortalama bir “Cadillac” 100 km için yaklaşık 24 litre benzin tüketiyordu. Bu durum petrole olan talebi arttırmış ve Arap ülkeleri için bir koz halini almaya başlamıştı. O dönem İsrail ile savaşan Mısır ve Suriye’nin bu kozu ABD’ye karşı kullanması, İsrail’in ABD tarafından desteklenmesinden dolayı olmuştur. Petrol fiyatları normalin üzerinde artmış ve tüm dünyayı etkileyecek olan bir kriz doğmuştur.
Aynı dönemde yükselen sol hareketler eylem alanlarını genişletme fırsatı bulmuştur. Sol hareketler ile entegre bir biçimde hareket eden kadın hareketleri, ekonomik krizin etkisiyle hareket alanlarını genişletebilmiştir. Ekonomik koşullar Türkiye’de Sosyal Demokrat anlayışın iktidara gelmesine sebep olmuş ve bu anlayış çerçevesinde kadın hareketleri ivme kazanmıştır. Bu duruma örnek olarak 1975 yılında Türkiye’de kurulan İlerici Kadınlar Derneği’ni gösterebiliriz. İlerici Kadınlar derneği 1975-1980 yılları arasında 15.000 üyeye kadar ulaşmış, döneminin en büyük kitlesel kadın örgütü olmayı başarmıştır.

1997 Asya Krizi

1997 yılında Tayland para biriminin çöküşüyle başlayan Asya krizi kısa sürede Endonezya, Güney Kore gibi ülkelere sıçramıştı. Tüm coğrafyayı etkisi altına aldıktan sonra dünyada bu krizin etkilerini hissetmeye başlamıştı. 1970’lerden itibaren ihracat ekonomisine yönelen Asya ekonomilerinin istihdam kaynağı önemli ölçüde kadınlardan oluşmaktaydı. Vaktiyle tarlalardan fabrikalara çekilen kadınlar, bölgede emek arzını oluşturuyor ve oldukça düşük ücretlere çalıştırılıyordu. (Bölgedeki kadın istihdam oranını Tablo 1’de görebilirsiniz.)
Dolayısıyla krizden en çok etkilenenler kadınlar olmuştu. İşten çıkarmalardan sonra kimi ülkelerde işsizlik seviyesi %40’lara kadar ulaşmıştı. İşten çıkarılmayan kadınlar ise daha uzun saatler ve daha düşük ücretler ile çalıştırılmaya zorlanmıştı. Çeşitli ülkelerden iş için gelen kadınlar göç ettirilmek zorunda kalmış, kız çocuklarının bir kısmı okuldan alınmış ve okula kaydettirilmemişti. Ayrıca başka yaşama şansı kalmayan kadınlar ve çocuklar fahişelik yapmak zorunda bırakılmıştı. Tüm bunların yanında ise ev işleri gibi sorumluluklardan yine kadınlar sorumluydu.
 


2008 Krizi

Amerikan gayrimenkul piyasası değerinin ani düşüşü sonucu meydana gelen bu kriz çok geçmeden küresel boyut kazanmıştı. Daha önceki krizlerde olduğu gibi işten çıkarmalar artmış ve işsizlik oranları yüksek seviyelere çıkmıştı. 2008 krizinin istihdam boyutunu ele aldığımızda Asya krizinin aksine işten çıkarılma oranları erkeklerde daha fazla gözlemlenmiştir. Fakat kriz sonrası toparlanma dönemine baktığımızda erkeklerde işsizlik azalma oranının %29, kadınlarda ise sadece % 4 olduğunu görüyoruz. Bu durum işverenlerin “eve ekmek götürecek olan erkektir” yanılgısı içinde işe alım yaptıklarına örnek olmaktadır.

2020 Krizi ve Pandemi


Koronavirüs salgını tüm dünyada üretimin yavaşlamasına ve arz-talep piyasasında ciddi değişikliklere yol açtı. Son olarak petrole olan talebin düşmesi ABD petrol piyasasının eşi görülmemiş bir biçimde çökmesine yol açtı. Henüz çok yeni olduğu için etkilerini sadece tahmin edebileceğimiz bu krizin, neler getireceğini hep beraber yaşayacağız. Diğer krizlerden farklı olarak bir salgın ile beraber yaşadığımız bu kriz, hem toplum sağlığını hem de yaşam standartlarımızı tehdit ediyor.
Evlerde düşük ücrete yevmiye ile çalıştırılan milyonlarca kadın, işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya. Ayrıca temizliğin kadınlardan sorumlu tutulması gerektiği yanılgısı aile içi şiddete yol açma tehdidini arttırıyor. Bu dönemde kadınların evlerdeki sorumluluğu iyice artmış ve hanehalkı bireyleri arasında eşitsizliğe yol açmıştır. Salgının yol açtığı psikolojik sorunlardan kaynaklı şiddetten de en çok kadınların etkilenmesi gündemde.

Özet olarak kriz dönemlerinde olumsuz yönde en çok etkilenenlerin kadınlar olduğunu söylemek mümkün. Kadının güvencesiz ve ucuz işgücü olarak kullanılması bu etkinin sebeplerinden kaynaklıdır. Kadınların ev işlerinden sorumlu tutulması, kriz dönemlerinde kadınların üstüne daha fazla yük bindirmekte. Ayrıca işten çıkarılan erkeklerin şiddete yönelme durumu kadına şiddet tehdidini arttırmaktadır.

“Yoksulluğun Kadınlaşması” Nedir?

Yoksulluk, insanların temel yaşam standartlarıyla alakalı sübjektif bir kavramdır. Yoksulluğu incelemek için yoksulluğu mutlak-göreli, kentsel-kırsal, çalışan, kadın gibi alt başlıklara ayırmak gereklidir. Yoksulluk dünyada hızla artmaktadır. Tabi ki yoksulluk sadece kadın ile açıklanamaz fakat yoksulluğu yaşayış biçimi olarak kadınlar ve erkekler birbirinden ayrılır.

Son yıllarda yapılan araştırmalar göre yoksulluk kadınlar arasında erkeklere göre daha fazla oranda artmakta.
Yapılan araştırmalara göre dünyada mutlak yoksulluk sınırındaki 1.5 milyar insanın %70’i kadınlardan oluşmaktadır. Dünyadaki işin %60’nı yapan kadınlar, toplam gelirin %10’una, mal varlığının ise %1’ine sahiptirler. Sosyal güvencesiz ve düşük ücrete çalıştırılan kadınlar yaşlandıkça daha fazla yoksullukla mücadele etmek zorunda kalıyor.
Kadınların yoksulluğu daha fazla oranda yaşamasının sebepleri ise eğitim hizmetlerinden daha az yararlanma, kadın çalışmasına dair önyargılar, elde ettikleri gelirin yönetiminde söz sahibi olamama… diye sıralanabilir.
Ayrıca Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2013 yılında yapmış olduğu “Mutluluk Düzeyi” araştırmasına göre, geliri daha düşük olan ve muhafazakar diye nitelendirebileceğimiz illerde kadınların mutsuzluk oranının erkeklere oranla daha fazla olduğunu görebiliriz.

Kadınların Yoksullukla Mücadele Yöntemleri


Özellikle ülkemizde kadınların ev ekonomisini yönetme becerisi oldukça fazladır. Çocukların veya yaşlıların bakımları genellikle kadınlar tarafından yönetilmektedir. Bu durumda kadınlarda ek gelir yaratma, kıt kaynakları en verimli şekilde kullanma gibi becerileri geliştirmiştir. Berrin Balay’ın “Bir Başka yoksulluk: Kadın Yoksulluğu Üzerine” isimli çalışmasında geçinme stratejisi yerine hayatta kalma stratejisi kavramının ağır bastığını görüyoruz. Araştırmaya göre kadınlar öğün atlayarak ya da artıkları yiyerek minumum gıda ile beslenmek zorunda kalıyor. Çalışıyorsa işe yürüyerek gitmek, çalışmıyorsa işe girmeye çalışma yine yöntemler arasında. Eğer kadının kocası çalışmasına izin vermiyorsa kadının gizlice çalışması da seçenekler arasında. Bu gizli çalışma durumu ise mahallelerde kadın dayanışmasını güçlendirmekte.
Kendi gözlemlerimi, kadınların evlerde yaptıkları dikiş nakış işlerinin gelir sağlaması, kış için aile bireylerine giyecek yapılması, kermeslere veya yerel işletmelere evde yapılan yemeklerin satılması, kadınlarının dayanışma içinde olup altın günlerine girmesi olarak sıralayabilirim. 
Yoksullukla mücadelede kadınların geliştirdiği yöntemler, mücadeleyi zenginleştirmekte ve güçlendirmekte.


Kaynakça

“Kriz koşullarında Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden İşgücü Piyasaları” – Gülay Toksöz (Aralık 2009)
“Kapitalist Gelişme ve Kriz Sürecinde Kadın Emeği” – Melda Yaman Öztürk
“Geçmişten Günümüze Finansal Krizler” – Murat Kaygusuz


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Jeopolitik Risk, Küresel Dengesizlik, Brexit ve Asya Ekonomileri Kur Tercihleri

Ekonomi'de 2019 özeti ve 2020 Beklentileri

PADİŞAH MI? BAŞKAN MI?