Yakın Dönem Türkiye Ekonomisinde Nedenler ve Sonuçlar

 

 

2021 yılına baktığımızda, yıl boyu konuşulan en önemli konulardan biri şüphesiz TL’deki değer kaybıydı. TL’nin 2021 yılında yıllık değer kaybı, kasım ayı itibariyle %79 olarak hesaplanıyor. Bu durumun bir sonucu olarak; üretimde artan maliyetler enflasyonu tırmandırmakta ve alım gücümüz hızla azalmakta. Peki ekonomiyi bu denli kırılgan ve bunalımlı yapan sadece son yıllarda alınmış olan yanlış iktisadi kararlar mıdır?

İktisat öğretiminde yalnızca sayılar, veriler ve grafikler yoktur. Kabaca değinmek gerekirse; Sayıları, verileri ve analizleri oluşturan, insanların ve toplumların davranışları veya tercihleridir. Bu nedenle İktisat öğretilerinde tarih, sosyoloji, hukuk, felsefe gibi bilimler kullanılır.  Yani kısacası ekonomiyi belirleyen yalnızca iktisat politikaları değildir. Siyaset ve hukuk da ekonomiyi anlamamızda ve ona yön vermemizde kullandığımız araçlardır. Örnek vermek gerekirse; TCMB’nin faiz indirimi kararı bir iktisat politikasıdır. Bu politikanın sonucunda TL’nin değer kaybı karar alıcılar açısından sürpriz bir durum olmayacaktır. Fakat Cumhurbaşkanı’nın her açıklamasından sonra oluşan değer kaybı siyasi, Osman Kavala davası duruşmalarından sonra yaşanan kayıp ise hukuki nedenlerden dolayıdır.

Türkiye son 20 yılın ilk 10 yılına baktığımızda ekonomik olarak nispeten daha fazla güven veren, AB üyeliği için müzakere eden ve küreselleşmeye çalışan bir ülke olarak karşımıza çıkmaktaydı. Fakat son 10 yıla baktığımızda ise işler artık değişmişti. Öfkeli ve inatçı bir iktidar, iktisadi politikalara da aynı şekilde yaklaşınca sonuç kaçınılmaz oldu.

Her şey 2008 krizinden sonra başladı;

FED’in 2008 krizinden çıkış reçetesi olarak piyasaya yüksek miktarda dolar arz etmesi, Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkeler açısından bulunmaz bir fırsattı. FED’in piyasaya sürdüğü yüksek miktardaki dolar, 2008 krizi sonrası gelişmekte olan ülkelere adeta can simidi olmuştu. Türkiye de bu durumdan en çok nasibini alan ülkeler arasındaydı. Dolar neredeyse 1 TL olmuş, GSYH ve KBGSYH hızla artmaktaydı, enflasyon ise ortalama %7-8 civarlarında seyrediyordu. Buna karşın büyüme oranları ise stabilizasyonunu koruyup %5 civarlarında seyrediyordu.

Ne var ki Batı’dan gelen bu yüksek miktardaki dövizi kullanma tercihimiz, olması gerekenden farklı ilerledi. Peki Türkiye söz konusu bu sermayeyi ne yaptı?

Türkiye ekonomisi söz konusu yıllarda üretime nispeten uzak bir şekilde sıcak paraya dayalı gelişti. Söz konusu sermaye bolluğu, endüstri 4.0 hedeflerinden uzak, iç siyasete dönük projeler için kullanılmaya başlandı. Mega projeler, geçiş garantili otobanlar, köprüler… İç siyasete yönelik atılan bu adımlar tabanda karşılık buldu ve iktidar koltuğunu daha da sağlamlaştırma fırsatı yakalamış oldu. Aynı zamanda sürekli değiştirilen ihale kanunlarıyla Türkiye’de bir müteahhit sınıfı yaratıldı. Agresifleşen siyaset ortamı, imtiyazlı müteahhit sınıfı, yolsuzluk davaları ve sonunda gerçekleşen darbe teşebbüsü ile güven ortamı kaybolmuş, dış politikalardaki hatalı adımlar sonucu baskılar artmıştı. Bu koşullar altında gerçekleştirilen başkanlık sistemi referandumundan sonra ise hiçbir şey eskisi gibi kalmadı.

Parlamentonun zayıflaması, güçler ayrılığı ilkelerinden verilen tavizler, Sayıştay raporlarının değerini yitirmesi, devletin denetleme mekanizmalarının bozulması… gibi etkenler sonucunda TL’nin değer kaybı ivme kazandı. Söz konusu yanlış siyasi adımların yanı sıra yanlış iktisadi politikalar da eklenince Türkiye’nin yüksek enflasyon, işsizlik, yüksek döviz kuru sarmalına girmesi kaçınılmaz oldu.

Düşük faiz politikası, 1994’te Tansu Çiller’in sonunu getirmişti. Ne var ki sonuçları aşikar olan bu politika 1994 yılında Çiller tarafından inatla denenmiş ve sonunda büyük bir ekonomik krizle son bulmuştu. Ekonomik krizden çıkma yolu olarak IMF politikaları uygulanmaya çalışılmış ve sonrasında alınan 5 Nisan kararları ile Türkiye’nin en değerli şirketleri kısmı olarak özelleştirilmişti. Hatta özelleştirmeler çok daha geniş kapsamlı olacak iken açılan davalar nedeniyle hükümet geri adım atmak zorunda kalmıştı. TL art arda gelen devalüasyon kararları ile sürekli olarak değer kaybettirildi.

Devalüasyon, sabit kur rejimine özel bir karardır. Türkiye senelerdir dalgalı kur rejimi ile yoluna devam etmekte olduğu için TL’deki son değer kayıplarına devalüasyon denilemez. Fakat değer kaybına rağmen TCMB’nin hamlesiz kalması, karar alıcıların “bir bildiğimiz var” edasıyla takınması dalgalı kur rejimine uyarlanmış bir devalüasyon olarak değerlendirilebilir. Şunu belirtmekte fayda vardır ki, Türkiye tarihi boyunca devalüasyon yapan hiçbir hükümet bir sonraki seçimde görevine devam edememiştir.

Ne Yapmalı?

TL değer kaybettikçe ithal girdiler azalır, ithal girdiler azaldıkça iç piyasa arz eksikliğini fark eder ve bu eksikliği doldurma çabasına girer. Bu nedenle ihracat artar ve büyüme oranı olumlu yönde etkilenir. Fakat bu durum aynı zamanda enflasyona sebebiyet verdiği için ve fiyatlamaları stabil halde bırakmadığı için kısa-orta vadede işsizliğe ve alım gücünün zayıflamasına neden olur. Hükümetin bol ihracat, bol istihdam ve düşük kur kararı ekonomide aniden alınamayacak olan kararlardandır. Ayrıca bu modelin gelişimini görmek için yaklaşık olarak 5 seneye (istikrarlı bir şekilde) ihtiyaç olacaktır. Önümüzdeki seçime de en iyi ihtimalle 2.5 sene kaldığını var saydığımızda iktidarın boşa, hatta tersine kürek çekmeye çalıştığını görebiliriz. Tekrardan Amerika’yı keşfetmeden hızlıca alınması gereken kararlar şunlardır;

  • TCMB bağımsızlığı garanti altına alınıp TCMB’nin özerk yapısı tekrar tahsis edilmeli,
  • Kamu ihale kanunları şeffaflaştırılarak son kez düzeltilmeli,
  • Yargı bağımsızlığı için hukuki reformlar yapılmalı,
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları aynen uygulanmalı,
  • Faiz oranı kısa vadede arttırılmalı,
  • TÜİK verileri şeffaf ve güvenilir bir şekilde paylaşılmalı,
  • Çalışan maaşları “gerçek” enflasyona oranla düzeltilmeli,
  • Devlet kurumlarındaki akıl dışı harcamalar sona erdirilmeli, kamuda israf bitirilmeli.
  • Liyakat sahibi insanlar ekonominin başına geçirilmeli,
  • Gerçekçi enflasyon, kur tahminleri yapılmalı
  • 2,5 ve 10 senelik planlamalar yapılmalı,
  • Agresif dış politika bitirilmeli,
  • Uluslararası ticari anlaşmalar yapılmalı,
  • Kanal İstanbul’dan hemen vazgeçilmeli,
  • Uzun vadede güçlü parlamenter sisteme geri dönülmeli,
  • Tüm dünyaya istikrar mesajı net bir şekilde verilmeli,
  • Kentlere olan göçler kontrol edilmeli,
  • Kayıt dışı göçmen sorunu çözülmeli,
  • Beyin göçü önlenmeli,
  • Erken seçime gidilmeli.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Jeopolitik Risk, Küresel Dengesizlik, Brexit ve Asya Ekonomileri Kur Tercihleri

Ekonomi'de 2019 özeti ve 2020 Beklentileri

PADİŞAH MI? BAŞKAN MI?